İndigo Çocukları Farkedişin Öyküsü

Çocuk doktoru olmaya üniversitenin 3. yılında karar vermiştim beni bu karara iten çocuklarla aramda hissettiğim, özel olduğuna inandığım etkileşimdi. İçimdeki çocuk ruhunun ve beyninin yaşıyor olmasına bağlıyordum bu etkileşmeyi. Aradan yıllar geçti bu istek beni sabırlı ve güçlü kıldı, önüme çıkan türlü zorluğu ve engeli yenmemi sağladı. Arzu ettiğim gibi idealistliğimin yara almasını yok olmasının engelledim. Maddi ve manevi zorluklarla savaşarak Almanya da çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığı eğitimimi tamamladım.

  Çocuklarla birlikteliğim o denli perçinleşmişti ki; çocukla yaşamımın 24 saate yayılması ve bir çocuk sahibi olma isteğim başlamıştı. Oldukça sakin iyi geçen hamileliğimin son 3 ayının başında fırtınalı bir doğum sürecine girdim ve birden prematüre 1700 gramlık oğlumu doğurdum. Onunla hayatımın bir başka fırtınalı dönemine girmiştim. İşte bu döneme çok şey borçluyum. 0nunla beraber mesleğime bakış açım farklı bir anlam kazandı.

Bu fırtınalı dönemim sürerken 1 yıl sonra Reiki öğretmenim Nihal Işık ile tanıştım. Onunla olan sohbetler beni reiki eğitimi almaya itti ve reikiyi hayatımdaki herşeye soktum. Mesleğimi yaparken içimde hissettiğim ve "etkileşim" dediğim o enerji akışına, yön verebilir olmuştum.

Farkettiğim şey şuydu: sadece çocuklarla aramda hissedebildiğim iletişim kolaylığı, aslında bir enerji alışverişi imiş. Bunu bilinçli yönlendirebilmeye başlayınca çocuklarla iletişimim çok daha farklı bir boyut ve anlam kazandı.

Bu süreç içinde kendi oğlum ise, doğduğu ilk günden itibaren beni giderek artan oranda yormaya ve de şaşırtmaya başlamıştı. Herşeyin farkındaydı sanki bilerek yapıyordu. Sanki iki ay önce doğmanın risklerini bilerek ve isteyerek başlamıştı hayata. Yoğun bakımda kaldığı 1 ay boyunca ona yapılan her müdahalede, hastaneye yatma, kan alma ve damar yolu açma gibi can yakıcı olaylar dahil, ona söyleyip açıklayınca ses çıkarmadan hemen uyum gösteriyor, ancak zorla habersiz yada emrivaki yapınca isyankar oluveriyordu. O zamanlar buna annelik duygularım karışıyor, bana öyle geliyor deyip geçiyordum. Ancak büyüdükçe farkındalığı inanılmaz boyuta gelmişti. Baskıyı hiç kaldıramıyordu. Kararı ona bırakınca çok olgunca, kararını bize zor gelmeyecek biçimde uyumlu olarak veriyordu. Bize de onu kabullenmek düşüyordu.

Bazen ona çocuk gibi davranayım çocukluğunu yaşasın diyordum ama onun isteği ve ısrarlı huzuru karşısında yenik düşüp, erişkin gibi davranışa devam ediyordum.
Benim içimden bunlar geçerken, hemşireleri ise; "bakışları çok etkileyici, anlamlı, ona dokunmak onu sakinleştiriyor hemen, olayları anlatınca da susuyor ve bekliyor yada uyuyor" diyordu.
 

Denizi tanıyan, onunla karşılaşan ve bir kere olsun gören herkes, bu çocuk çok anlamlı bakıyor sanki herşeyi anlıyor, bakışları anlam dolu, çok ciddi, adam gibi birisi...demeye başlamışlardı. Zamanla bunu da kanıksamıştım. Denizin de indigo çocuk olduğunu öğreninceye kadar " O öyledir" deyip geçtim.

Bu esnada aktif meslek yaşamıma döndüğümde daha iyi olan bir farklılık hissettim. Önceleri altıncı his dediğim dürtüm daha kuvvetli hale gelmişti. Ellerimle dokunup muayene ettiğimde, bebeğe huzur ve sakinliğin akıp yerine ulaştığını ve probleminin ne olduğunu hisseder olmuştum. Çocuklarıma hastalarıma ebeveynlerine yaklaşımım, gözlemlerim çok daha arttı. Gözlemlerim esnasında bazı çocuklarımda belirgin bir farklılık tespit etmiştim. Onlar alışılmış ve kanıksanmış tavır ve davranışlarımıza alışılmadık tepkiler veriyorlardı, "genellikle" dediğimiz şeylere aykırı davranıyorlardı. Onlarla iletişimde devamı sağlayabilmek için, alışılmışın dışında davranmak gerekiyordu. İndigo çocukları muayene edebilmem için ebeveynlerinin onayından başka, onların onayını verecek sebep bulmam gerekliydi ki, ancak bu şekilde çok doğal ve sanki bir erişkinmiş gibi davranıp ebeveynlerini şaşkına çeviriyorlardı. Aksi halde, tam bir kızgınlık kedi veya ateş topu haline geliyorlardı. Siz karşılarında başarısız olup yenilgiyi kabul ediyordunuz. Bu çocuklar ve psikolojileri ilginç geldiğinden okumaya ve öğrendiklerimi oğlum dahil uygulamaya başladım. Pedagog arkadaşlarımla konuşuyor, sohbet ediyor, gözlemliyorum. Deneyim ve ögrendiklerimi burada kısaca paylaşmam gerekirse;

  İndigo bebeklerle doğdukları andan itibaren herşeyi konuşup paylaşabilirsiniz. Yaptığınız her uygulama ve davranışı ona tanımlayın, kesinlikle anlarlar. Farkındalıkları yüksektir.
Onlara dokunduğunuz anda sizi tüm iç dünyanızla hissederler Onları sakin ses tonu ile sakin kılabilirsiniz. Onlara çeşitli maskelerle yaklaşamazsınız, onları kandıramazsınız. Özellikle gözlerine bakın gözleri çok şeyi anlatır.

Aklınızdan geçeni hisseleriyle algılarlar. Üzgünseniz üzüntünüzü, panikseniz paniğinizi, gerginseniz gerginliğinizi alırlar ve siz bunun farkında değilseniz size yansıtırlar. Siz farkında olduklarınızı onlarla paylaşırsanız beklemediğiniz kadar inanılmaz olgun bir tepki görürsünüz.


Gerçek olmayan şeyleri onlara söylemenize itirazları vardır. Onları isyankar olmaya inatlaşmaya sürüklersiniz.
Özü sözü bir ve oldukça karalı olmanız gerekir. Aşı olmaktan korkarak ona aşıdan korkmama bilinci veremezsiniz bu onda onu kandırdığınız hissine yol açacaktır. Size olan saygısı azalacaktır. Ses tonunuzdaki titreşimden bile sizin yakalayamadığınız duygularınızı yakalarlar.
Aşırı gereksiz ve anlamsız kurallar, hele anlamsız baskı onlara tamamen terstir. Onlar bizlere yıllar önce empoze edilmiş ve bizim sorgulamadan alıp hayatta kullandığımız bir yığın anlamsız kalıpları kabul edemezler, zor kullanırsanız ateş topu gibi patlar ve çevresinde bomba etkisi olur. Sizin kalıp ve kurallarınız, onların mantık süzgecine uygun ise kullanıma hazır demektir.
İndigo çocukların dünyasında huzur için, onlarla iletişim için önce kendinizi gözden geçirin ve anlamsız kalıplarınızı fırlatıp atın, hayatınıza önce siz anlam katın derim. Sizin düşünce yapınızı sürekli yenilediğinizi farketmeleri size büyük saygı duymalarını sağlayacaktır. Aksi halde kendinizi onların elinde oyuncak olmuş yada başarısız olmuş ebeveyn gibi hissedersiniz.

Son olarak, indigo çocuklarımızın bence dünyaya geliş sebebleri var. Bizler bunu anlarsak dünya güzelleşecek ve anlam kazanacak.
tüm güzellikler sizinle olsun diyorum. Ebeveynlere ve onların küçükhanım ve küçükadamlarına derin sevgilerimle...

Dr. Sema Özörnek



© 2005 www.semaozornek.com